miércoles, junio 28, 2006

KAR VE PAMUK

Ka, Kar, Kars: Orhan Pamuk'un en beğendiğim romanı "Kar"ın üç kahramanı. Ka, adının başharfi olan k'ya soyadının ilk harfi olan a'yı ekleyerek kendisine yeni bir ad yaratmış Türk entelektüeli. Gazeteci, şair olarak da kendisini kabul ettirme çabasında. Almanya'da "bir tür kendi kendine üstlenilmiş sürgün" hayatından mutluluk arayışıyla ülkesine döner. Kar, bu romanın konusunu mümkün kılan doğa olayıdır. Azgelişmiş Türkiye doğusunun üzerine sürekli yağar. Ka için, şiirlerini üzerine işleyeceği bir doğal tuval de olur sanki. Şair, bir kar tanesinin mikroskop altındaki görüntüsünü ise dünyayı açıklamaya yönelik felsefi çabalarına çerçeve oluşturmak için kullanacaktır. Kars, doğuda farklı bir şehirdir. Türk, Ermeni, Rus dönemlerini yaşamış, son ikisinin güçlü izlerini hala koruyan bir masal kenti gibidir. Karın kapattığı yollar, kesilen telefonlarla birleşince, zaten ülkenin batısından büyük ölçüde ayrı yaşayan Kars şehri bu kez başkentten fiilen de koparak "küçük bir yerel darbe" için uygun sahne ve ortamı oluşturacaktır. Pamuk'un bu son romanının kahramanı Ka, benim gibi üniversite yılları 12 Eylül ile bölünmüş kuşak için tanıdık bir sima izlenimi verir. Bir yandan ülkesinde kendince bir siyasi mücadele yürütmüş ve gelen askeri darbede ezilmemek için kurtuluşu yurtdışına kaçmakta bulmuş, bir yandan da köklerinin bulunduğu bu ülkeden hiç kopamamıştır. Nitekim sürgün icin seçtiği ülke Almanya, Türkiye'nin Avrupa'daki uzantısıdır adeta. Orada Türkiye'den göçmüş insanlar arasında belki de ilk işçi arkadaşlarını edinerek, Anadolu köylülüğü ile yakından tanışmıştır. Türk aydınının çok yaygın yanılsamalarından biri olan, "kendisine başkalarının verdiğinden fazla değer verme" sonucu, belki de resmi makamların haberi bile olmadan yürüttüğü "sürgün"üne, birden memleket hasreti ve belki biraz da doğanın çağrısına uyarak, kendi geçmişine (idiosinkrasisine) uygun eş arayışıyla bir ara verir ve kendisini Cumhuriyetin "Doğuda yaygınlaşan genç kız intiharları" konusunda bir röportaj yapmak üzere Kars'a gelmiş muhabiri gazeteci kimliğinde buluverir. Şimdi ilk kez geldiği bu küçük Anadolu şehrinde bir yandan kendisini de inandırdığı bu "misyon"unu sürdürürken, öte yandan da gençlik aşkı, okuldaşı, artık -bir ortak arkadaşlarından boşanmak suretiyle- özgür İpek ile biraraya gelebilecek, mutluluk arayışını onunla taçlandırmayı deneyecektir. Ancak hiç durmadan yağan kar, bu Rus Çarlarının kır kentine, Ani'deki Orta Çağ Ermeni başkentinin uzantısına bir "ütopya adası" havası verecek ve kentte bulunan gezici tiyatro kumpanyasının başaktörü liderliğinde bir "yerel" askeri darbe yapılacaktır Kars'ta. Darbe, ancak kar dinip yollar açılınca sona erecektir. Herkes gibi, Ka da kar yağdıkça Karslıdır. Kendini ülkesinin tanımadığı bir köşesinde -gençlik, öğrencilik yıllarında içinde yaşadığını sanıp da aslında pek de derinden anlayamadığı- etnik ve dini çatışmalar, sosyal mücadeleler, tasıdığımız tarihsel yükün ağırlığı ve Doğunun yoksulluğu ortasında buluveren Ka da iradesini olayların akışına bırakır bu ortamda. Yürüyeceği yolda, ona, kah içinde bulunduğu şartlarda dokunulmaz bir "yabancı" olarak saygıyla davranılacak kah en zayıf ve kırılgan bireyi olacaktır geçici de olsa içinde yer aldığı karmaşık görünen basit ilişkiler ağının. İpek'e yakın olmak, Almanya'da yapayalnız yaşıyorken, bu kez onun çevresinde kabul görmek, ilk kez bir toplumsal süreçte figüran değil bir aktör olmak, bu sonuncunun içerdiği korkunc olasılıklar ne olursa olsun onu aradığı mutluluğa yaklaştırmıştır. Başyapıtı Kar'ı Kars sokaklarında, kahvelerinde, otel odalarında, bir şeyhin dergahının merdivenlerinde yazıp bitirdiği bu dönem, Ka'nın hayatının en özel ve unutulmaz bölümü olacaktır. Karlı yollardan kar altındaki Kars şehrine gitmek üzere yola çıkışından itibaren Ka, antik çağ Yunan tragedyalarındaki, başının üzerinde bir felaket bulutu taşıyan ölüme mahkum kahraman, ölümü dikenlerden yapılmış tacı gibi hep başında taşıyan bir mesih, basının üzerinden azizlik halesi çizimlerde eksik bırakılmayan bir kutsal yaratıktır artık. Ölümü, dünyamızı kutsayıp arındıracaktır adeta. Ka'nın öyküsü, mutluluk arayışıyla ölüme yürümesi -duyarlı okuyucu kitap boyunca Ka'yı sever ve kendisini onun beklenen ölümüne hazırlar- hayattan küçük beklentileri (İpek'le evlenip Frankfurt'taki basit yaşamını sürdürmek) kendi mutluluk arayışımız olur sanki. Bence, Orhan Pamuk'un da uluslararası tanınma arayışında en önemli yapıtıdır Kar... Pamuk, bu eserinde de, benim okuduğum kitaplarının çoğunda (örnegin Benim Adım Kırmızı, Sessiz Ev, Kara Kitap) yaptığı gibi kendisi de "kendisi olarak" yerini alır: Romancı Orhan, ölümünden sonra Ka'nın -ve kitabı Kar'ın- izini sürmek için Kars'a ve Frankfurt'a gider, İpek'e aşık olur. Pamuk, kendisine romanda bu işlevi verirken "romancı Orhan"a -herhalde benim gibi kendisinin de çok sevdiği kahramanı- Ka'nın "en iyi arkadaşı" rolünü ayırmaktan kendini alamaz. Bu varlık, yazarın olayların içinde yer alması, destansı öykümüzün ayaklarını yere bastırıp bir Türk gerçekçiliğine, bir "dönem romanı"na dönüşmesine de katkıda bulunur. Bana özellikle bu yapıtıyla Joyce'u anımsatan Orhan Pamuk bir Türk yazarıdır ve başarısı biz Türklerin başarısıdır. Başka eserlerinde de olabileceği gibi, "Kar"da da mevcut kimi ufak tefek aksaklıklar, Türk yazarlarının geleneksel "çapaçulluğundan (dağınıklığından, düzensizliğinden)" onun da kaçınılmaz olarak aldığı payın yansımasıdır. Kitabın değerini hiç yitirmesine neden olmayacak bu ufak "gözden kaçırmalar"a örnekler vermek gerekirse: Birkaç yerde Karslılar, "Devletin halkı ürkütmemek için hava sıcaklığını birkaç derece düşük ilan ettiğini" (örnegin eksi 15 yerine eksi 10) ileri sürerler. Oysa kasdolunan elbette sıcaklıkların birkaç derece "yüksek" ilan edilmesidir. Bir yerde "Kars'ın merkez ilçelerine giden minibüslerden" söz edilir, muhtemelen "Merkez ilçeye bağlı köylere" atfen. Ka'nın arkadaşı -ve müstakbel sevgilisi- İpek'lerin evinde (Kar Palas Oteli) katıldığı ilk yemekte masada herkesin oturduğu yer, hiyerarşilerini belirleyecek şekilde özenle betimlenmişken (sh.120), sadece üç sahife sonra Ka, -masada ondan uzak bir köşede oturmakta olan-"İpek'in koluna kolunun değmesinden mutlu olur." Bu son ayrıntıları çok önem taşıdıklarından değil, sadece kitabı dikkatle okuduğumu vurgulamak için yazdığımı belirtmeliyim yine de. Orhan Pamuk'u okumak ve tanımak hepimiz için ödenmesi gereken bir borçtur. "Kar"da ise, özellikle son yirmi-yirmi beş yılımızı gençlik çağı olarak yaşamış olanlarımız çok şey bulacaklar.

AYHAN ENGİNAR - 22 Temmuz 2002, Pazartesi, Hürriyetim Agora